SON DAKİKA

Ödemiş'teki kurumsal firma yöneticileri, Ödemişli esnaflarımızdan ders almalılar


Ödemiş küçük memleket…

Esnafların neredeyse tamamı, sade vatandaşların da büyük bir bölümü birbirini tanır. Tanımasalar da muhakkak ortak tanıdıkları birkaç isim vardır.

Ödemiş’te bugüne kadar özellikle de iş dünyasında kendisini tanıtmasına rağmen karşısındakini ismen de olsa tanımayan kimseye rastlamadım. Buna ben de dahilim. Ya şahsen tanırım, ya da ismen tanırım.

En kötü ihtimalle ortak birileri vardır tanıdığımız.

Elbette bu Ödemişliler veya Ödemiş’te yaşayanlar için geçerli bir tezdir.

Örneğin biz vatandaşlar olarak Ödemiş’te bir bankada dahi eksik evrakımız kalsa, önce işlemimiz yapılır. Sonra da eksik olan evrak hiç bekletmeden ulaştırılması gereken yere ulaştırılır.

Ödemişliler birbirlerinin işlerini yavaşlatmazlar. Aksine yardımcı olurlar. Bu kentin en sevdiğimiz yönlerinden bir tanesi de bu değil mi sizce de?



Kurumsal kaideler Ödemiş’te pek sökmez. Samimi olacaksınız. Esnaf olacaksınız. Eğer samimiyet yerine kurumsallığı tercih ederseniz, dedim ya Ödemiş’te bir geçerliliği yoktur. Bir gün gelir, kurumsal kaidelerinizin yazdığı kağıtları rulo yapıp sinek avlamaya başlarsınız.

Ödemiş’te uzun soluklu ticaret yapan esnaflarımızın tamamı, gerçek anlamda birer esnaftırlar. Çünkü bilirler; Ödemişliler sadece güler yüzü ve hoş sohbeti için süpermarkette daha ucuz olan ürünleri bile kendi mahalle esnafından alırlar. Bu memlekette selam vermeden dükkana girilmez, hayırlı işler denilmeden de çıkılmaz.

En az doğal güzellikleri kadar özeldir Ödemiş esnafı…



Bu kentte zincir hamburger restoranı açılmaz. Açılsa da tutunamaz. Ödemiş tostu tüm menülere bedeldir. Simit sarayları açılmaz çünkü Ödemiş’in gevreği fırınından yenir. Ödemiş’te tutunmak zordur. Ve Ödemiş’te ticari hayata tutunabilmeniz için düşünmeniz gereken en son şey kurumsallıktır.

Ama özellikle kurumsal firmaların Ödemiş dışından kente gelen yöneticileri, kentimize adeta bir robot samimiyeti ile muamele yapmaktalar. Ve bu durum son zamanlarda o kadar sık yaşanmakta ki, en son yaşadığım bir hadise beni bu konuyu kaleme almaya itti diyebilirim.

Geçtiğimiz gün bir süredir beklediğim bir kargo yükü, Yurtiçi Kargo tarafından ofisimize getirilmiş ve ben olmadığım için şubeye gönderilmiş. Standart prosedür elbette ki... Ertesi gün, yetişmem gereken resmi daireler ve aile ziyaretlerim olduğu için kıt bir zaman aralığında alelacele ofisten çıktım ve Yurtiçi Kargo ofisine gittim. O kadar aceleyle çıkmışım ki, kargo teslim kağıdı yerine başka bir evrakı alıp çıkmışım…

İnsanlık hali…



Doğal olarak kimlik sordular. Bu da normaldir. Ben de kendimi tanıttım. Kimliğimin yanımda olmadığını ve işlerimi halleder halletmez ulaştırabileceğimi söyledim.

Yukarıda bahsettiklerimi anımsayınız. Bu inceliği bir kargo firmasından en az 100 kat daha kurumsal hizmetler sunan bankaların çalışanları bile gösterebiliyorlar.

"Teslim edemeyiz" dediler.

“Yahu” dedim espriyle karışık, “Google’a ismimi girseniz, benim yüzüme bakmanız yeterli olacak.” 

Elbette bankonun arkasında çalışan personelin bu konuda bir yetkisi olmayabilir. Ayrıca dedim ya, eksiklik zaten bende. Evrağı eksik olan benim. Ama acelem de var. “Müdürünüz buradaysa görüşebilir miyim acaba belki yardımcı olur” dedim. Amacım yetişmem gereken yerlere yetişmek ve akabinde nüfus cüzdanımı kargo ofisine ulaştırmaktı.

Yükümüz benden sonra kimliğimi kargo ofisine ulaştıracak olan arkadaşımızın tek başına taşıyabileceği bir yük değildi.

Yani yarım saat opsiyon istiyorum sadece...

Müdüre seslendi, ancak müdür hazretleri yerinden kalkıp müşteri ile ilgilenmek yerine oturduğu yerden 3 kere uzaktan yüksek sesle anlaşmak koşuluyla kendi personeli ile iletişim kurmayı tercih etti.

Falso 1...

Ben dayanamadım elbette “Müdür bey bir saniye bakabilir misiniz?” diye seslendim. Hala acelem var bu arada…

Seslenmez olsaymışım keşke... Durumu izah ettim. Ama anlayışı kıt. Ben bilmez, ben anlamaz modunda…

Aslında buraya kadar herşey normal. İşimi görmek zorunda değiller. Beni esas sinirlendiren cümle şu oldu : ”Bizim başımız çok yandı bu kargoları böyle teslim ederek”

Falso 2...

Hah işte orada duracaksın. Sordum Ödemişli olup olmadığını ve tahmin ettiğim gibi de değilmiş. Kızgınlığımı perdelemeye çalışarak son bir kez daha kendimi tanıttım. “Ben sizi tanımıyorum. Açıp Google’dan falan da bakamam.” dedi.

Falso 3...

Yani ödemesini yaptığım kendi kargom ile alakalı olarak hırsız muammelesi gördüm o kadar insanın arasında.

Ve patladım: “Arkadaşım siz gazete de mi okumuyorsunuz? Yerel televizyon falan da mı seyretmiyorsunuz? Bu Ödemiş’te herkes birbirini tanır.  Bu kentte 130.000 kişi varsa 100.000’i bizi ya cismen ya da ismen tanır. Neden yokuş yapıyorsunuz?”

“Okumuyorum ben gazete falan” dedi.

Zaten her halinden de belliydi. 



Tartışmanın buradan sonraki bölümünde müdür gerçekten karikatürize bir hal aldığı için tasvir etmek istemiyorum. Bilirsiniz tasvirim kuvvetli ve sivridir. O yüzden haklıyken haksız duruma düşmek istemiyorum. Ama adrenalin müptelasıysanız ve çelik gibi de sinirleriniz varsa gidip yerinde inceleyebilirsiniz.

Sonra ne mi oldu? Ben bütün yetişmem gereken yerlere geç kalma pahasına eve gidip nüfus cüzdanımı aldım ve kargomu teslim aldım.

Dediğim gibi burası Ödemiş, burası samimi memleket, burası Ege…

Burada insanlar birbirlerini yavaşlatmazlar, aksine birbirlerine yardımcı olurlar. 

Hele hele tanımadıkları insanlara yönelik olarak, farklı anlamlara yol açabilecek imalardan tamamen uzak dururlar.

Bu bir mecburiyet değildir. Ama Ödemiş’in yazılı olmayan esnaflık kurallarından bir tanesidir.

Umarım ki bu yazı kentimiz insanına hizmet veren kurumsal firmalar için, yönetici atarken ve bu yöneticilerin denetlemelerini yaparken, dikkat edilmesi gereken kaideler açısından yardımcı bir done olabilmiştir. Derdimiz kurumlarla değil, kurumları temsil eden (!) yetersiz ve robotik  yöneticilerle.

Ve umarım, okumayı sevmeyen vatandaşlarımıza okuma alışkanlığı kazandırabiliyorumdur.

Sevgiyle kalın.



Hiç yorum yok